28 Kasım 2017 - 04:31
NATO’dan ayrılırsak ne olur?

NATO İkinci Dünya Savaşının ardından ABD emperyalizminin dünya hegemonyası için yürüttüğü mücadelenin aracı olarak kuruldu. Tek işlevi budur.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA - Norveç’teki NATO tatbikatında, Atatürk’ün düşman ülke lideri olarak gösterilmesinin ardından yoğunlaşan “NATO’dan ayrılalım” tartışmaları, NATO’da neden kalmamız gerektiği yönündeki görüşleri de yoğun olarak beraberinde getirdi.

Söylenenler şunlardır:

“- NATO’da veto hakkımız var. Dolaysıyla NATO, Türkiye aleyhinde herhangi bir karar alamaz. Ayrılmamız durumunda ise her türlü Türkiye aleyhtarı karar alınabilir, engel olma olanağımızı kendi elimizle yok etmiş oluruz.”

“- Türkiye, NATO üyesi olduğu için Kıbrıs Rum Kesimi’nin NATO üyeliğini veto etmektedir. Ayrılmamız durumunda Rum kesimi NATO üyesi olur ve Türkiye, Kıbrıs ve Ege sorununda sadece Rum kesimi ve Yunanistan’ı değil, bütün NATO ülkelerini karşısına almış olur.

“- NATO’dan ayrılmamız durumunda mevcut silah sistemimiz kendimizi savunmamız açısından yeterli olmaz. Durup dururken dünyanın en gelişmiş silah sistemlerine sahip askeri paktını karşımıza almak akıllıca olmaz.”

70 yılın gösterdiği

70 yıla yakın süredir yaşadığımız pratik bütün bu itirazları çürütmektedir. 70 yıldır Türkiye aleyhine NATO aracılığı ile sürdürülen faaliyet, bu kapsamda atılan hangi adımda Türkiye’nin oyuna başvuruldu?
Türkiye’deki üslerin 1950’li yıllarda Suriye ve Lübnan’daki anti emperyalist
kıpırdanmalara karşı kullanılması…
12 Mart Askeri darbesi…
1 Mayıs 1977 katliamı..
1980 darbesi öncesinde ülke gençliğinin sağcı-solcu kamplaşması içine çekilmesi
ve 5000’i aşkın gencin darbe ortamını hazırlamak için birbirlerine kırdırılması…
12 Eylül askeri darbesi…
Gladyo’nun Türkiye Cumhuriyeti devleti ve toplumu içinde örgütlenmesi…
1992 yılında Muavenet zırhlısının vurulması…
Eşref Bitlis’in katledilmesi…
Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Turan Dursun, Ahmet Taner
Kışlalı gibi Atatürkçü aydınların katledilmeleri...
Irak işgali öncesinde Ecevit Hükümeti’nin yıkılması ve BOP Eşbaşkanlığı
Hükümeti’nin kurulması…
Irak’ın kuzeyinde 2. İsrail’in kurulması yolunda atılan adımlar…
1991 yılından itibaren PKK’ya verilen fiili destek, 2003 yılından sonra PKK’nın
Irak’ta koruma altına alınması…
Ergenekon ve Balyoz tertipleri ile Türk Ordusuna ve yurtsever devrimcilere karşı
yürütülen tefsiye operasyonu.
1950’li yıllarda itibaren irticanın adım adım örgütlenmesi. FETÖ yapılanması…
17 – 25 Aralık FETÖ operasyonları…
15 Temmuz FETÖ darbe girişimi…
PKK aracılığı ile Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e ulaşması planlanan “Terör
koridoru” girişimi….
Ve nihayet PKK’ya verilen 4 000 Tıra yakın ağır silah….
Bütün bunlar NATO’nun, Türkiye’ye ilişkin 65 yıllık sicilinden bazı başlıklardır. Hiç
kimsenin şüphesi olmasın bu liste sayfalar dolusu uzatılabilir.

Bütün bu gelişmeler yaşanırken NATO, hangisinde Türkiye’nin oyuna başvurdu?

NATO’nun varlık nedeni

Bütün bu olgular göz önündeyken NATO’da kalmamız gerektiğini savunanlar, eğer “görevli” değillerse en temel bir gerçeği unutmuş görünüyorlar.

NATO İkinci Dünya Savaşının ardından ABD emperyalizminin dünya hegemonyası için yürüttüğü mücadelenin aracı olarak kuruldu. Tek işlevi budur.

General De Gaulle, 1960’lı yıllarda Fransa’yı NATO’dan çıkarırken bu temel gerçeğe işaret etmişti.

Dünyanın en büyük emperyalistinin dünya hegemonyasının aracı olarak kurulan bir örgüt, Türkiye gibi gelişmekte olan dünyanın parçası olan bir ülkenin milli çıkarlarına uygun hareket etmez. Tam tersine NATO’nun varlık nedeni, Türkiye benzeri ülkelerin milli çıkarlarına karşı olmaktır.

Ulusal güvenliğin anahtarı

Türkiye’nin NATO üyeliği, ülke güvenliğinin ağır tehditlerle yüzyüze gelmesi ve Vatan bütünlüğünün tehlikeye girmesi ile sonuçlandı.

Son üç yıl içinde Türkiye’nin adım adım NATO ve Amerika’dan uzaklaşması ve komşularıyla işbirliğine gitmesi ise terörün sona erdirilmesi yolunda büyük mesafeler almasını sağladı.

NATO ve Amerika’ya ne kadar yakınsan o kadar tehlikedesin. NATO ve Amerika’dan ne kadar uzak ve komşularına ne kadar yakınsan o kadar güvendesin.

Görülmesi gereken en büyük gerçek budur.

Mehmet Bedri Gültekin

Ekler